amp template

TARİHÇE

Yıllar önce tanrılar döneminde aç gözlülüğü ve bitmeyen hırsı yüzünden dünyaya gönderilen Kayra adında bir yarı tanrı vardı. Gökyüzü tanrısı Zoda’nın oğlu Kayra’nın dünyaya gönderilmesinin sebebi Kayra’nın durdurulamaz hırsıydı. Yarı tanrı olduğundan asla tanrı olamayacağını bildiğinden tanrılara ait her şeyi yok etmek istedi. Kara Büyü gibi birçok büyüyle uğraştı. Amacı tanrıları yok edip kendi hükümdarlığını kurmaktı. Bunu anlayan tanrılar ise Kayra’yı dünyaya göndererek cezalandırmaya karar verdi. Dünyada vahşi yaratıklardan başka hiçbir canlı bulunmamaktaydı. Tabi ki Kayra dünyada da rahat durmayacaktı. Bu yüzden dünyayı önce yaşanılabilir hale getirmek için elinden geleni yaptı. Ardından ise sıra dünyanın tanrısı olmaktaydı. 

Kayra intikam dolu kalbiyle dünyayı da kendi cehennemine çevirmeye hazırlanıyordu. Yarı tanrı olan Kayra kendisini karanlık büyüye adayarak yeni bir dünya yaratmak amacıyla kendini geliştirmeye başladı. Fakat sonuç bir o kadar da şaşırtıcı oldu. Yaratıkları yok etmek için kendini karanlığa adayan Kayra istemeyerek de olsa dünyanın sonunu adım adım getirmeye hazırlanıyordu. Çalışmalarının sonuna geldiğine inanırken karşısında hiç beklemediği 4 ırkın yaratılışına şahit oldu. Uzun bir süre afallayan Kayra yaptığı büyüyü ilk öncelerde yok etmeyi düşünse de devam ettirmeye karar verdi ve bu sayede 4 eşsiz ırkın ilk ve en asil üyeleri oluşmuş oldu. Kayra 4 ırkı da savaşçı ve yenilenebilir savaşçı gereksinimini ortadan kaldırmak için yarattı. Bunun için 1000’den fazla ırk çeşidinden sadece 4’ünü seçerek 4 temel ırkı oluşturdu. Kayra bu sayede yenilmez bir orduya sahip oldu. 4 eşsiz ırkın da birbirinden farklı özel güçleri vardı ve bir araya geldiklerinde ise yenilmezlerdi. Savaşlar yapılıyor, zaferler kazanılıyor, Kayra amacına ulaşmış gibi görünüyordu. Zamanla ırkların nesilleri çoğalmaya başladı, artık soy devamları için güvenli ortamlara ihtiyaç vardı. Her ırk kendilerine korunaklı yerler aramaya başladı. Nesillerin devamı için ırklar arasında zor kararlar alınmak zorunda kalındı. Her ırk kendi kurallarını ve kendi çizelgelerini oluşturdu. Nesilleri çoğaldıkça 4 ırk birbirinden daha da uzaklaştı. Kayra kendine asker edinmek isterken dünyasını 4 ırkla paylaşmak zorunda kaldı. 4 ırkın liderlerini toplayarak bir konuşma yaptı.

– ” Dünyamız değişiyor, geçmişimiz o hep aynı kalacakmış gibi görünüyor. Hikayenin başlangıcı mı sonumu, henüz konuşmak için çok erken. Dünyayı sarsan her gün yeni bir olay oluyor. Irklar bir kalemde toplanmaya ikna edilemezse sonuç yok oluş gibi görünüyor. Geçmişi anlamak konuşarak değil, hissedilerek başarılabilir. Bu yüzden size zaman çizelgeleri sundum. Bir ırkın üyesi olabilmenin en aziz şartı o ırka aitliğini kanıtlamak olmalıdır. Zaman çizelgelerini ilk sunduğumda yaratılışa gitmek istendi. Her ırk kendi yaratılışını sorguladı, onlara gösterdiğimde ise onur ve gurur duyarak döndüler. Dünyamız gücünü kaybetmeye başlıyor. Ardı sıra gelen tehlikeler tehdit oluşturmakta. Buna karşı birlik en büyük silahtır. Yıllar önce tehditlere karşı sizleri yarattım, siz ise şimdi kendi krallığınızı kurma peşindesiniz. Size yardımcılar verdim yaralandığınızda size koşacak, silahlar verdim sizi yenilmez kılacak, zırhlar verdim size eşsiz kılacak, şimdi bedel ödeme zamanı. Siz benim yarattığım basit yaratıklarsınız. Bu dünyaya ait değilsiniz ve hiçbir zaman olmayacaksınız. Eğer şimdi giderseniz yarattığım gibi kül etmekten de çekinmem! “

Fakat Kayra’nın konuşmalarına rağmen ırklar kararını vermişti. Her ne şekilde yaratılmış olsalar da asla bir köle olarak yaşamlarını sürdürmeyeceklerdi. Kayra için yeteri kadar savaştılar, şimdi kendi dünyalarını kurma zamanıydı. Bunun üzerine Kayra zaferlerden sonra ırklara ihtiyacı kalmadığını düşünerek ırkları yok etmek istedi. Fakat bu asla kolay olmayacaktı. Kayra ırkları yok etme yolunda farklı bir büyü yaparak kendi sonunu getirdi. Büyünün sonucunda ortaya çıkardığı yaratıklar Kayra’nın ölümüne sebep olduğu gibi ırkların da başını büyük belaya sokacaktı.

Irklar ise nesilleri çoğaldıkça birbirinden daha da uzaklaştı. Zamanla dostlukları uzaklığa, uzaklıklarsa düşmanlığa yol açtı. Her ırk kendi neslinin devamını sürdürmekle hükümlüydü. Durum böyle olunca anlaşmazlıklar ve savaşlar da kaçınılmaz oldu. Irkların kralları öldükçe bir diğeri daha kindar ve acımasız olarak tahta adım attı. Kayra’nın ölümünün ardından tanrıçalar yer yüzeyine indi. Kayra’nın bir hata olarak düşündüğü 4 ırkın sonsuza dek dostları olarak dünyada kalmaya karar verdiler. Kayra’nın ırkları yok etmek için dört bir yana saldığı yaratıklar yok edilene kadar tanrıçalar dünyada kalacaktı. Tanrıçaların her biri bir elementi temsil etmektedir.

Cüceler için koruyucu olacak olan tanrıça cücelere yeraltında, kayalıklarda, en umutsuz anlarında yardımına koşarak onları koruyacak güçlere sahipti. Bu sayede cüceler her kazılarında eşsiz mücevherlerle dönüp bereketli ve sonsuz gelir kaynaklarına sahip oldular.

Elfler için koruyucu olan tanrıça ise hem denizin hem de elflerin uzun ömürlerinin bir mucizesi, denizi bereketlendiren, yaratılışın ve iyiliğin, saflığın ve temizliğin koruyucusudur. Elfler tanrıça sayesinde uzun bir yaşama sahip oldular.

Orklar ise tanrıçaları sayesinde sıcakta ve soğukta her hava koşullarında yaşamını sürdürebildi. Aynı zamanda ateşin koruyucusu olan tanrıçaları onları daha kudretli ve güçlü hale getirdi.

İnsanların tanrıçası ise hava oluşumunu insanların yaşamına uygun düzenleyerek yağmuru bereketlendiren, güneşiyle ısıtan ve insanları umut ışığı altında toplayan tanrıçaydı.

Her şey ne kadar yoluna girmiş görünse de ırklar birbirine savaş açmıştı. Barış için belki de çok geç kalınmıştı kim bilir. Bir elf soyundan gelene haksız bile olsa savunmak zorunda, her cüce intikam yemini etmek zorunda, her ork ölen bir ork için 1000 can almak, her insan bir diğeri için kalkan olmak zorunda bırakıldı. Savaşlar ve ölümler yüzyıllarca sürdü. Tarafların çıkarına olacak bir anlaşma düşünmek istendi. Vela ve Denta bilgeleri çağırıldı. Ardından Sera kahinlerinin de katıldığı bir ay dönümü gerçekleştirildi. Her ırkın kralı sırasıyla konuşmak ve kendi ırkını tanıtmak için sırayla öne çıktı:

Tera: “Ben insanlığın kralıyım, halkımı korumaya ve güçlü kılmaya yemin ederek tahta çıktım. Savaşmayı hiçbir ırk istemez, fakat konuşularak anlaşılmayan yerlerde savaş bazen tek çözüm olabiliyor. Atalarımızın birlik olarak çıktığı yoldan ne kadar sapmış olsak da bu benim halkım için en doğru karardı.”

Mera: “Ben ork kralı Mera. Tahta çıktığım günden bugüne dek hiçbir ırktan yardım görmedim. Şimdi hiçbir ırkla birlik olmaya niyetim yok.”

Semera: “Ben elf kralı Semera. Halkım yalnız ve asil olarak bugüne kadar ayakta kalarak ve gücüne güç katarak varlığını sürdürdü. Tahta çıktığım günden bugüne kadar kimseden bir yardım görmedim, şimdi bizden asla birlik olmamızı beklemesinler.”

Cuera: “Ben cüce kralı Cuera. 3 ırkla da alışverişte kaldım. Birçok yaratıkla savaştım, bundan tüm ırkların haberi olduğu halde, hiçbiri yardımıma gelmedi. Şimdi de dost olacak değilim.”

Durum böyle olunca anlaşma dostluk üzerine değil, tanrıçaların ısrarıyla savaşa son verme yolunda ilerledi. Her ırk zor olsa da Zena antlaşmasını kabul ederek aralarında savaş olmayacağına dair söz verdiler. Irkların Zena antlaşmasının ardından çok zaman geçmemişti ki farklı bir tehdit baş gösterdi. Abra denen bir yaratıkla cücelerin başları beladaydı. Deniz kayalıkları arasında kazı yaparken rastladıkları bu yaratık birçok cücenin sonunu getirmişti. Yaratığı tarif edebilecek çok az kişi kalmıştı. Bu yaratığı görüp de canlı kalabilen, kurtulan birkaç kişi krallığa haber saldı. Kral kahinlerle konuşup anlattığında herkes donuk kaldı. Kahin kısık ve korku dolu bir ses tonuyla:

– “Kralım, Abra olarak bilinen timsah suratlı devasa büyüklükteki yeraltı yılanı, gözleri parlak bakır renkli, ayakları kızıl, çenesi de çok güçlü. Zifir denilen yeraltındaki büyük denizde yaşıyor.”

Cuera diz çöküp düşünmeye başladı, yardım isteyerek kendini küçük gösteremezdi. Kibri halkının önüne geçip onu kör etmişti. Yalnız savaşmayı tercih etti, en iyi adamlarından bir ordu kurup yaratığı öldürmek için yola çıktı. Fakat ulaştıklarında orkları, elfleri ve insanları da orada buldular. Sebep sorulduğunda hep birlikte Cuera’ya “İntikam yalnızca senin intikamın mı sandın?” diyerek gülümsediler. 4 ırk tek bir tehdide karşı birlikte savaşacaklardı, talep bile edilmeden. 4 ırk başa dönmüştü, kibrin ve kinin uzağında uzun zaman sonra ilk kez böylesine birlik olmuşlardı. Abra tehdidi tek bir kayıp bile verilmeden son bulundu. Sonrasında herkes krallığına geri döndü. Dostça kazanılan zaferler daima efsanelerle anlatılıp öğüt verilir. Yıllar boyu süre gelen birçok tehdide karşı savaşıldı. Başlangıçlar, sonlar ve yıkımlar, felaketler birbirini kovaladı ama hiçbir felaket netice bulamadı. Birliğin karşısında yıkım olmadı, olamaz da.

Kayra’nın ölümünden yüzyılllar geçmiş, ırkların varlığı azalmış ve dünya hakimiyeti insanlığın eline geçmişti. Kendilerine birçok krallık kurup, dünyanın en ücra köşesine kadar hakimiyetlerini ilan etmişlerdi. Artık kimse elflerin gösterişli saraylarından bahsetmez, cücelerin nasıl madenci olduklarını anlatmaz, orkların gücünü unutur oldular.

KAYRA’NIN ÖLÜMÜ

Kayra’nın içindeki hükmetme duygusu ırkları ortaya çıkardı. Fakat içindeki hırs daha da fazlasını istiyordu. Irkların ona sırtını dönmesiyle beraber yeniden intikam ateşiyle yanan Kayra, yeni bir nesil, yeni bir varlık ortaya çıkararak ırkları yok edip yeniden dünyaya hükmetmeyi hedefledi. Kayra yeni bir dünya yaratmak değil, kendine köleler oluşturmak istiyordu ve köleleri çoğaldığında yenilmez olacağına inanıyordu. Fakat tanrıların bambaşka planları vardı. Kayra uzun çalışmalar sonucunda yeni varlıklar ortaya çıkardı. Bu varlıkları yaratırken kendi gücünün bir kısmını onlara aktardı. Kendi yarattığı ilk neslin yok oluşunu sağlamak için daha üstün bir nesil yaratmak gerekiyordu. Başardığını düşünen Kayra, binlerce çeşide sahip yaratıkları karşısında görünce, önce korkuya kapılıp geri almak istese de, gücünü Kayra’dan alan yaratıklar Kayra’nın gücüyle asla yok edilemezdi. Bu nesli yaratırken kendi gücünün bir kısmını veren Kayra aynı zamanda kendi hükmetme duygularını da onlarla paylaştığını fark etmemişti. Yaratıklara hükmettiğinde kendisine karşı çıktıklarını gördü, hükmedemeyeceğini anlayıp yok etmek istedi. Fakat her şey için artık çok geçti. Kayra’nın kibri, hırsı ve aç gözlülüğü onun ölümüne sebep oldu. İntikam hırsı ile yarattığı varlıklar kendi sonunu getirdi. Irklar, Kayra’nın ölümü için çok üzülmemiş olsalar da, ona inananlar için bir tapınak hazırladılar. Bu tapınak Almila’nın en yüksek tepesinde bulunuyordu. Çünkü Kayra gökyüzüne en yakın yerleri severdi. Yükseklerde olmanın onu güçlendireceğine inanıyordu. Bu yüzden mezarı Almila’nın zirvesine yapıldı.

KAYRA’NIN YARATTIĞI VARLIKLAR

Kayra ilk olarak evcilleştirilebilir hayvanları yarattı. Çünkü ilk amacı dünyayı yaşanılabilir hale getirmekti. Ardından ise kendini koruyabilmek için basit yaratıklar yarattı. Fakat ırkları yaratmasının ardından kendini kadim gösterebilmek için dehşet verici yaratıklar ortaya çıkardı. Yarattığı varlıkların birçoğu dünyada zaten bulunan birçok yaratıkla savaşarak yok oldular. Irkların Kayra’nın hizmetinden ayrılmasıyla beraber içini intikam bürüyen Kayra, neredeyse durdurulması imkansız olan kadim varlıkları yarattı. Irklarsa daha bunların birçoğuyla karşılaşmadı bile. Ölümü başından beri göze alarak çıktığı bu yolda sonsuza dek adını duyuracak hesaplamalar yapmıştı.

GÖZCÜLER

Gözcüler tanrılar tarafından dünyaya gönderilmiş ölümsüz ve yarı tanrı güçlerine sahip varlıklardır. Onlar sayesinde tanrılar yaratılan her varlık ve nesneden haberdardır, yüzyıllar önce Kayra ile beraber dünyaya gelen bu varlıklar dünya düzeninin korunmasında öncelik ettiler. Görür, duyar, yönlendirir ama savaşma ve mücadele etme olaylarının içinde yer alma hakları bulunmamaktaydı. Sadece yol gösterebilirlerdi, doğru ve yanlışı bildirebilirlerdi. İçlerinden en kudretli ve en eşsiz olanı ise Alpagu idi. Alpagu yenilmez bir savaşçıydı, tanrılar için binlerce savaşa katılıp önderlik etmişti. Kayra’yı tanrılar katında öldürmek istemiş fakat tanrılar buna engel olmuştu. O bilge bir savaşçıydı, bir yarı tanrıya kılıç çekmesi onu bambaşka bi serüvene çıkardı. Tanrılar Kayra’yı cezalandırıp dünyaya gönderdiğinde Alpagu’yu da ona gözcü kıldı. Alpagu artık savaşçı değil, akıl danışılan bir bilge olarak dünyada bulunup tanrılara rapor veren bir elçiydi. Öldürmek için yanıp tutuştuğu Kayra’nın gözcüsüydü. 

Bir gün Kayra’nın sarayına kontrole gittiğinde onun öldüğünü fark etti, bunu tanrılara bildirdiğinde tanrılar onu suçladı ve onun öldürdüğü kanısına vardılar. Sonuçta Alpagu, Kayra’nın en büyük düşmanıydı. Diğer bir gözcü olan Vora, onu tanrılar karşısında da suçlayarak Kayra’nın ölümüne sebep olarak Alpagu kesin görülmeye başlandı. Bunun bir cezası olacaktı, tabi ki tanrılar ondan yarı tanrı güçlerini ve bir gözünü alarak cezalandırdı, Alpagu kaybettiklerine rağmen sadece sustu, çünkü gerçeği bir tek kendi biliyor ve görüyordu. Gerçekler ortaya bir gün çıkacaktı ve o güne dek susmayı seçti.

KLANLAR

Dünya’nın insanların hakimiyetine geçmesinin ardından, krallıklar kurulmuş, anlaşmalar imzalanmış, yeni bir düzene adım atılmıştı. İnsanların aç gözlülüğü ve bitmeyen hırsı, kendi aralarında da çıkacak büyük bir savaşın ayak seslerini getiriyordu. İnsanlığın kralı Tera’nın ölümüyle 2 çocuğu arasındaki taht kavgası 2 ayrı görüşün de ortaya çıkmasını sağladı. Kutay ve Merküt’ün kendi krallığını kurma çabaları, ayrıca insanlığın 2 ayrı görüşe bölünmesine sebep oldu. 2 Görüşü de benimsemeyen insanlar ise bu savaşlardan saklanarak kaçmayı tercih etti.

© Copyright 2020 Arena Game Studios